‘Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’
Tamer Duran

‘Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’

Bu içerik 688 kez okundu.

Demokrasilerde seçimle gelip, seçimle gitmek elbette esastır.

Ancak, seçimlerin hangi şartlarda yapıldığı, siyasi rekabetin nasıl bir atmosferde cereyan ettiği demokrasinin niteliği ve işlerliği bakımından belirleyicidir.

Eşit şartlarda gidilen seçimlerde hangi siyasi kadro kazanırsa kazansın, sandıktan çıkan sonuç toplumsal barışın, toplumsal uzlaşının farklı bir siyasi ekol ile süreceğinin garantisi anlamına gelir.

Buraya kadar anlatılan her şey demokrasi ile birebir örtüşen, çağdaş uygarlığın olmazsa olmazı ve onun getirisi olan sağlıklı toplum modelinin tarifiydi. Özetle; sürdürülebilir birlikte yaşama kültürüne dair olması gerekenlerdi.

Bu tarifte, devlete ciddiyet kazandıran hukukun üstünlüğü, oto denetimi sağlayan güçler ayrılığı ve liyakata dayalı görev dağılımı ile gerek siyasal gerekse ekonomik olarak muhkem bir yapı bulunmakta.

İşte yeni sistemle biz bunların tümünü ortadan kaldırdık!

Bedeli de ağır oldu.

AKP iktidarları boyunca adım adım, göz göre göre ülkenin getirildiği nokta ortada.

Ülke, neredeyse her gün ‘konkordato’ ilan eden şirket, iflasın eşiğine gelmiş ve borç batağında debelenen esnaf, kapanan işyerleri ve ekonomik sebeplerle intihar edenlerin haberleri ile çalkalanıyor.

Ülkeyi yönetenler yurt çapında yankılanan çığlıklara kulaklarını kapatmış aynı nakaratı tekrarlıyor:

‘Kriz, mriz yok…’

Olmayan kriz (!) can almaya, yuvaları dağıtmaya devam ederken bile basiretsizliğe, beceriksizliğe olmadık gerekçeler uydurup sorumluluğu üzerinden atma gayretleri hız kesmiyor.

‘Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’

Yazımın giriş kısmında demokrasiye atıfla sağlıklı bir toplumun temelini oluşturan devlet yapısından bahsetmiştim.

Hukukun üstünlüğünün hakim olduğu, hakla, adaletle tahkim edilmiş muhkem bir yapının portresini çizmiştim.

Şimdilerde o muhkem yapıdan epeyi uzaklaştık.

Hem de ‘perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’ deyimine uygun olarak ve göz göre göre!

Oysa, iktidarda kalmak için her şeyi mübah sayan bir zihniyetin varlığı fark edilir edilmez devlet kendini koruma altına almalı, ileride darbelere hatta işgale dönüşebilecek bir yapılanmanın önüne önceden geçebilmeliydi.

Devlet olanaklarını kendi yaşam standartlarını yükseltmek için kullanma cüreti gösterenlerin karşısında tüm kurum ve kuruluşlarıyla durabilmeliydi.

Duramadı…

Duramazdı da…

Çünkü onlarca yıldır süregelen ve devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bir cemaat yapılanması söz konusuydu.

Zaman içinde liyakat mevhumunu usul usul çürüten, her fırsatta cumhuriyetin temelini dinamitleyen cemaatlerin varlığı devletin elini kolunu bağlıyordu.

Peki ya bu aşamadan sonra ne yapılabilir?

Millet, ekonomik etkilerini iliklerine kadar hissettiği bu çöküşü nasıl durdurabilir?

Bunun yolu yeniden demokrasi trenine binmekten geçer.

…ve ilk tren önümüzdeki yerel seçimlerle birlikte önümüzde duracak.

Binip binmemek millet olarak bize bağlı. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
istanbul samsun evden eve nakliyat