internet haber sitesi
Reklamı Geç
Kara ölümden bugüne salgın hastalıklar
Aydın Tonga

Kara ölümden bugüne salgın hastalıklar

Hastalık salgın olarak yayıldığında kendine bir sınır çizmiyor tabi, tutunduğu her dala konmak, bulaştığı her vücutta konaklamak istiyor. Onu engellemek, salgına sınır çizmek yetkili otoritelerin aldığı kararlarda, hudutlara etki eden sınıfların yetkinliğinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla diyebiliriz ki, salgına sınır çizen otoriteler de, salgın karşısında olabildiği kadar korunan sınıflar da böyle zamanlarda ayrıcalıkları ile bir kez daha “anlam” kazanıyor. Zira bir tarafta canımızı emanet ettiklerimiz öte yanda canlarını olabildiği kadar emanete alanlar var; imtiyaz tam da burada başlıyor işte. Bu meselenin bir boyutu elbet. Lakin unutmamak gerek, salgın tek başına dolaşmıyor; ihmalle, tedbirsizlikle, liyakatsiz hükümetlerle dolaşıyor; bazen de dolaşamıyor. Çünkü kimi mahalleler yine çok korunaklı, o mahallelere girmek yine kolay değil.

            Bulaşıcı hastalıkların dünya tarihinde kapladığı epey bir yer var. En azından etkileri, sonuçları ve yarattığı tahribat açısından bu böyle. 14. Yüzyılda Avrupa’da gerçekleşen ve “Kara Ölüm” diye bilinen veba salgını bile, bu tarihe dair önemli bilgiler sunar bize.  Bu bilgiler salgının dine yansımalarını, din sınıfının bu dönemde karşılaştığı sorunları ve nihai olarak yaşanan sonuçları da gösterir. Peki, din sınıfı “Kara Ölüm”ü nasıl karşılamış ve sonrasında neler yaşanmıştır?

            Öncelikle şunu ifade edelim ki, bulaşıcı hastalıklar, doğal afetler ve benzeri olaylar neredeyse tarih boyunca Tanrının gazabı ve cezası olarak görülmüştür. Diğer bir ifadeyle insanlar, işledikleri günahlardan ve ilahi emirlere uyulmadığından dolayı Tanrı’nın kendilerini cezalandırdığına inanır.[i] Nitekim Avrupa’da gerçekleşen salgını da din adamları benzer bir söylemle izah etmişlerdir.  Lakin bu yanıt insanları ikna etmez aksine insanların kiliseye olan güveni de sarsılır. Zira vebadan kiliseye/dine sığınan insanlar salgından kaçan rahipleri görünce kime güveneceklerini şaşırmıştır.

            Salgın o kadar büyüktür ki, Avrupa nüfusunun büyük bir bölümü bu salgında yaşamını yitirir. Net olmamakla birlikte anılan dönemde yaşamını kaybeden insanların sayısı 20 milyondan fazladır. Dolayısıyla artık kiliselerde ölüm çanları çalmaz, nitekim ölümler ardı ardına gelmektedir. Ölen nüfusun içinde din görevlilerin sayısı da oldukça fazladır.             “Çünkü din görevlileri, özellikle manastırlardaki hastanelerinde, hastaların bakımını üstlendikleri için ve hastalığı taşıyan cesetlerin gömülmesi sırasında yanlarında bulunmaları gerektiği için daha çok mikroba maruz kalmışlar ve diğerlerine göre daha çok sayıda arkadaşlarını kaybetmişlerdir. Örneğin Northamptonshire`da 64 keşişten 32`si, Warwickshire`da 50 rahibeden 20`si ölmüştür.37 Ayrıca Norwich`deki Dominiken keşişlerinin hepsi ve Lutfield`deki her bir keşiş de ölmüştür. Yüzde cinsinden bakacak olursak dini görevlilerin ölüm oranı İngiltere Exeter`de %50, Winchester`de %49, Norwich`de %49, Ely`de %48, Lincoln`de %44 ve York`da %39 olarak karşımıza çıkmaktadır.”[ii]

            Durum din adamları açısından da korkunçtur. Gerek kaçan rahipler gerek din görevlilerinin büyük bir bölümünün salgın sırasında yaşamını kaybetmesinden dolayı, günah çıkarma işlemleri de zora girer. Bu durumda ruhban sınıfa dahil olmayan erkek ve kadınların da bahsedilen ritüeli gerçekleştirebilmelerine izin verilir. Akabinde vebadan karısını kaybeden yaşlı adamlar ile bazı durumlarda karıları sağ olan kimseler de rahip olarak işe alınır.  Hatta daha genç yaşta olanlar bile kiliseye alınır ve onlar da birçok yerde görev yapmayı kabul eder. Neticede “işler” bir biçimde düzene girer lakin bilgi ve tecrübe açısından din sınıfının durumu pek iç açıcı değildir.

            Veba salgını sırasında ve sonrasında yaşanan bir hareket ise unutulmayacak biçimde belleklerde iz bırakır. “Flagellant hareketi” olarak bilinen ve “kendini kırbaçlayanlar” anlamına gelen bu hareket Macaristan’da başlar fakat en büyük etkisini Almanya`nın Rhine bölgesinde gösterir. Bu harekete mensup insanlar da vebayı Tanrı’nın insanları cezalandırmak için gönderdiği bir hastalık/öfke olarak görür. Tam da bu sebepten yani Tanrı’nın öfkesi dinsin diye kadınlı erkekli 50 kişiden 300 kişiye kadar toplanır ve kendilerini kırbaçlamaya başlarlar. Kendilerini azizlerin askerleri olarak gören bu kişiler, Yahudileri de suçlar ve hatta vebanın ortaya çıkış sebebi olarak Yahudileri gösterirler. Bu ve benzeri söylemlerle birlikte Yahudi katliamları da başlamış olur.[iii]

            Nitekim kimi Hristiyanlara göre de, kendileri ile birlikte aynı çeşmelerden su temin eden Yahudiler zehirlerini bu su yoluyla taşımışlardır. Günler geçtikçe bu tür saldırgan söylemler de artarak devam eder. En nihayetine binlerce Yahudi yakılır, kılıçtan geçirilir ve asılır. Vaftizi kabul edenler sağ bırakılmıştır. Öldürülenlerin bedenleri şarap fıçılarına konarak Rhine nehrine atılır. Strasburg`da 2000 Yahudi mezarlıklarının içinde canlı canlı yakılır. Yakılmaktan kaçanların pek çoğu ise caddelerde yakalanarak öldürülür. Netice de Ağustos ayında Mayence`e giren Flagellantlar 12 bin Yahudiyi öldürür. Genç ve güzel olan kadınlar ise bir şekilde “bağışlanır.”

            Sokaklarda dolaşan veba değildir artık. Kara ölüm salgınında bağnaz, kendinden geçmiş saldırgan fikirler de caddeler boyu yürür,  yürüdükçe çoğalır ve artar. Kontrol edilmeyen bu fikirler zamanla ete kemiğe bürünüp insan diye karşımıza çıkar, kitleden güruha dönüşür; darağaçları kurulur, katliam yangınları çıkarılır ve şehirler insan kasapları ile dolar taşar. Bu aslında önlenemeyen kinin, nefretin, linç duygusunun bulaşan salgın halidir. Bundan sebep salgının, kötülüğün, kendini ilahi güçlerle perdeleyen nefret ideolojisinin de yalnız salgın dönemlerinde değil, hayatın her anında kontrol edilmesi gerekir. Aksi halde iş işten geçmiş oluyor zaten.  

            Avrupa’da bir salgın böyle yaşandı işte. O tarihten geriye kalanlar en azından ders mahiyetinde belleklerimizde yer etmelidir. Çünkü ölüm ve nefret içeren bütün salgınlar zararlıdır ve benzer biçimde önce karantinaya alınıp sonra yok edilmelidir.

 

[i] Aydın Tonga, Derin İslam, Doğu Kitabevi.

[ii] Özlem Genç, Kara Ölüm: 1348 Veba Salgını Ve Ortaçağ Avrupa’sına Etkileri

[iii] A.g.e

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tarihçi Sinan Meydan, AKP'li Ömer Çelik'in 'lanetleme' skandalını yumuşatma çabasına sorularla yanıt verdi!
Tarihçi Sinan Meydan, AKP'li Ömer Çelik'in 'lanetleme' skandalını yumuşatma çabasına sorularla yanıt verdi!
Ankara Barosu'ndan hilafet çağrısına suç duyurusu!
Ankara Barosu'ndan hilafet çağrısına suç duyurusu!